İnsan evladının taşıyabileceği en değerli madalya, kalbinde taşıdığı insan olmanın ağrısıdır.
Kötülük, iyilik düşünüldüğünde ince bir buz tabakası gibidir deniyor, kim bu ince buz tabakasının tehlikesiz olduğunu söyleyebilir.
Boşluk, kendini gözden geçirmek için, kendini, yaşamı ve gerçeği yeniden tanımlamak için uygun bir fırsata dönüşebilir.
İnsan kıyıya vurmuş bir balinanın yuttuğu yunusa benziyor.
Kimi zamanın peşinde, kimi ondan kurtulmak istiyor. Kimi gerçeğin peşinde, kimi ondan kaçıyor.
Sağanak yerine çiseleyen yağmur olmak daha güzel, böylece bir birikintide o muazzam halkaları açık seçik görebiliyorsun.
Hiç yük taşımamış bir ruh uçarı olur, havailik ise farklıdır, kolay kolay kaldıramayacağı bir yükü olan kişi için rasyonel bir seçimdir havailik: umarsız ve umursamaz günler...
Antik filozof demiş ki, doğru, genelde yanlış olan bir şeyi özelde düzeltmektir.
(Her zaman) pozitif ol düsturuyla elindeki olanakları olumlu olarak kullanmak farklı şeyler.
Kişiliğimizle ilgili olarak bir bütünden bahsedecek olsak bile bu çatlakları olan, farklı parçaların birleştiği bir bütündür.
Yargılarsan bir çivi, yorumlarsan bir yelpaze görürsün.
Zevklerin incelmesi şükran duygumuzu pekiştirir.
Çocuklar Allah'ı severler ama Pagandırlar.
Anlamaya çalıştığım şey o kadar anlaşılmaz ki onu anlamaya çalışmak hem korkutucu hem de heyecan verici. Ona doğru açılabilirim, kapanabilirim ama onu tüketemem.
Bence okuyan, yazan, düşünen, hisseden birinin hayata karışmadığı söylenemez.
Olan olmuş olabilir, ne denebilir, bir daha olmasın.
Şöyle bir zamanda yaşamı hakketmekten değil ölümü hakketmekten bahsetmek daha doğru olabilir.
Tüm bu duygular(ım)(ız) ve düşünceler(im)(iz) bir tür içkanama.
Norm doğamıza işlemiş oysa insanın doğası yoktur.
Ey çelişkiler, sizler bir gitarın telini doğru sese kadar gerebilmeyi de ifade ediyorsunuz. Bir kötülük değil, müzik kulağı iyi olan bir evrenin bir inceliği de denebilir belki.
Beyin şekil olarak en çok bağırsaklara benzer, çünkü beyin esas olarak bir sindirim organıdır. İshal olabilir, kabız olabilir.
Mekanı etkili yapan şey orada bir ruh haline bürünmendir.
Yeryüzünü küçük adımlarla dolaşanlar daha iyi tanır.. dünyayı..
Yitirdiğimiz içgüdülerimizi anlamla ve değerle takas ettik..
Hafif bir depresyon gibi kendimizi biraz hasta etmek ve kendimizi biraz iyileştirmek sorunlar ve iyileşme adına bir şeyler keşfettiğimiz küçük oyalanma taktikleridir.
Bazı (ön)yargılar ölümcüldür, bazı yorumlar ise kalbi duran bir insanın kalbini yeniden çalıştırmaya benzer.
Yolun başında olan hata yapma özgürlüğünün tadını çıkarsın, bir yerden sonra bu gerçek bir lükstür.
Başkalarıyla şeklen benzer duygular için, kendimize, yaşamımıza, gerçeğe ilişkin farklı içerikler geliştiririz, kullanırız.
Hayat bir cümledeki yoldan çıkmış, dellenmiş, başıbozuk harflerin, hecelerin yer değiştirmesi gibi.
Çatlağın teki olmasaydık, ışık içeri nasıl sızacaktı.
İnsanoğlunun düşüşü kendini bilmeye doğru düşüştü ve Tanrı da bunu telafi edici kurgusal bir üründü. David Lodge
-- -- -- -- -- -- -- --
Bakalım tersine çevirebiliyor muyuz: İnsanoğlunun yükselişi kendini ve hakikati bilmeye doğru yükselişti ve Tanrı da buna yardım eden bir gerçekti.
Kendimizle oynuyoruz, kendimize rest çekiyoruz, hem kazanıyoruz, hem kaybediyoruz..
Bir Biz var Bizden içeri.
Her insanda bir taklit yeteneği vardır, en azından kendini taklit edebilir.
Endüstriyel-teknolojik uygarlığa son uyarı: yap/mayın.
Haz (açık yürekli değil de açgözlü bir hedonizm) anlamı ikame etmeye çalışan bir gölgedir.
Bizi motive eden şey tatmin değil, merak.
İnsanlık katarakt olmuş, bir göz ameliyatına ihtiyacı var.
Atmosfer, hem yaşadığımız hayat için hem de dünya için önemli bir mevhum.
Bir çoğumuz kendine sıkışmış.
Egemenlik kayıtsız şartsız doğanındır.
Bazılarımız öyle bir hale geldik ki gökyüzündeki yalnızlıkları yeryüzündeki kalabalıklara tercih eder hale geldik.
Şu günlerde belki de cennette bir elmayım, bak bakalım elma çiçeğinin falına, ısır, ısırma, ısır, ısırma.
Yeryüzünün ustası, gökyüzünün çırağıdır.
İnsan köklerinden sıkıldığında çaresiz hissedebiliyor, dallarından sıkılsaydı arada bir rüzgarla oynaşırdı.
dünya bir uçta teknoloji budalalarıyla, diğer uçta teknoloji feodalleri olarak ikiye yarılıyor olabilir..
Özgürlük madalyonunun diğer yüzü sorumluktur, kişi üzerine düşeni üzerinden düşürerek kendini gerçekleştirebilir çünkü.
Baudrillard iki şey söylüyor, ilki: Türümüzün (türlerin) hayatta kalmasına odaklanın, ikincisi ise: İnsanlığın Mobius şeridi üzerindeki heyecan verici koşusu yeni başlıyor.
Yaşadığımız sistemlerdeki insanlık için hem toplumsal işbölümü hem de tahripkar bir koloni diyebiliriz, çelişkili.
Cehennemin girişinde reklamlar karşılar sizi.
Gayet iyiyim diyen biri de hiç de iyi değilim diyen biri de eleştirilebilir ama bu bir işe yaramaz, bunun yerine o insanı anlamaya çalışmak daha doğru olur bence.
Kuşatmayı yaracak olan şey ironidir, tebessümdür, kahkahadır, sevgidir, saygıdır, özsaygıdır, sabırdır, anlayıştır, dokunmaktır, mutlu olmaktır. Bilimdir, sanattır, felsefedir. Bazen bir sisin içinde kaybolmaktır.
Çağımızda tipik olan koşullar, durumlar, süreçler, tavırlar, duruşlar, beceriler, beğeniler, olanaklar tasvir edilebilir, analiz edilebilir ancak şunu da hatırda tutmakta fayda var, dünya homojen bir yer değildir, heterojen bir yerdir. İnsanlar da homojen değildir, heterojendir.
Umut yanıp sönen bir ışık olarak başlar, frekansı artarsa ışığa, azalırsa karanlığa doğru ilerleriz.
Bazen düşeriz ama düşmek bir fayda sağlamaz lakin yeniden ayağa kalkabilirsek belki bu bir fayda sağlayabilir. Düşmek olası olduğuna göre sevgiyle donanmış bir akılla yükselebilmek de olasıdır.
Şu ikisi de mümkün; dünyayı yeniden yaratmak, dünyayı kafamızda yeniden yaratmak.
İnsanlık olarak hırsız olduğumuzu yeni keşfediyoruz. Çalışıyor olmamız bu durumu değiştirmez.
Yazar bağların yitimi konusunda uyarsa da ilişkilerimiz yakındır, canlıdır, değişkendir, kopuktur ama simülasyona indirgenemez.
Olmak bizi insan yapar, yapmak bizi kişi yapar, yaşamımıza böyle anlam veririz. Önce insan olmak gelir.
Bir kediyle ya da bir köpekle empati kurmak bize olmak konusunda çok şey öğretir.
Bir elipse belirli bir açıdan bakınca daire gibi görünür, böyle bir bakış açısı öneriyor Baudrillard.
Teknolojik gelişmeler hem hayranlık uyandırıcı hem de dehşet verici şeyler; hakikatin özündeki vasıflara sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Arkadaşlık, dostluk kurabilen herkes zeki ve yeteneklidir..
Eleştiri nihai nokta değil, bir koridor sadece.
Bunun iki anlamı da güzel: Zamanla dost olmak, zamanla dost olmak.
Dünya her gün yüzbinlerce, milyonlarca görüntüye boğuluyor, ne mutlu penceresine sadık kalana.
Gerçeğin bir parmak üstüne çıkayım: Zaman betona çakılmıştı.
Geçmişle geleceği değil, kısık ateşte ve bazen harlanarak eskiyle yeniyi düşünmek.
Bir çok arayış serüveninde bulduğumuzla, gerçekle, bulmak istediğimiz, yerleşik kanılarımız, zarif bir hareketle, bize bile sezdirmeden yer değiştirir.
Öyle şairler var ki bindikleri otobüse Tanrı çarpmış, yine öyle şairler var ki lapa lapa fil yağmış üzerlerine.
Hem kendimiz kendimizden eksiğiz, hem kendimiz kendimize fazlayız, hem eksiğiz, hem fazlayız, eksiğiz ve fazlayız; bir arkadaşım diyordu ki bizim için önemli olan dengeli olmak..
Büyüleyen, yaralayan ama iz bırakmayan, kendini kendinden doğuran aşırılık.
ke

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder